Ben ölecek miyim Anne - Zeynep Sarıkaya

Temmuz 23, 2008 · öykü 

anne ve babamın ilk çocukları olan ve ben doğmadan yaklaşık 15 yıl önce hayata gözlerini yummuş olan hiç görmediğim Erdal Abi’me…

Ben ölecek miyim anne? Babam kadar olamadan ya da kalın kitaplar okuyamadan ölecek miyim? Boğazımdan aldıkları parça hakkında doktorun dediklerini duydum bir de ‘Bir ay’ dedi. Eğer doğruysa ve bu ay kar yağmazsa son kez kartopu oynayamadan ölecek miyim anne?

Neden bana her baktığında gözlerin doluyor ve sonrasında boşalıyor anne? Neden artık daha uzun kalıyorsun namazlardan sonra seccadede ve daha sık uğrayıp daha çok ıslatıyorsun onu? Neden her uyandığımda elin elimde bir şeyler fısıldarken buluyorum seni? Ve neden hiç ölümden bahsetmiyorsun anne?

Neden her dediğimi yapıyorsunuz son günlerde? Babam bir rüya görmüş onu sana anlatırken niye ağladınız anne ve niye ben sorunca bana da anlatmadınız? Neden sürekli cennetten bahseder oldunuz?

Kendi kendine söylenirken yerçekiminden habersiz dudakları aşağı doğru sarkmıştı. Tüm bu zihninden geçenleri annesine söyleyemezdi. Bunları söylerse onu daha da üzeceğini biliyordu.

Düşünce ekseninde kendisiyle boğuşurken annesi içeri girdi. ‘Birazdan son ilacını içip uyuyacağız. Hadi bakalım.’ dedi. ‘Anne perdeyi açabilir misin, dışarıyı seyrederek uyumak istiyorum’ dedi. Annesi anlam veremedi ama nedenini de sormadı. Dediğini yaptı. Gökyüzü bembeyazdı. Ne olacağı belirsiz bir hava öyle ya kasım ayıydı. Zaten kayınvalidesine göre ayva bolmuş bu sene kış erken gelecekmiş.

Çocuğun sırtını iyice örttükten sonra sandalyesine kuruldu. Artık sessizlik odaya hakimdi. Ve ara sıra alınan derin nefesler… Son kez alınan ve son kez verilen nefes…

Annenin başı birden öne düştü uyuyakaldığı sandalyede. Kafasını kaldırdığında gördüğüne inanamadı. Dışarda kar yağıyordu. Sanki tüm dünyadaki ışıklar sönmüş ve gökyüzü beyaz bir çarşaf gibi yeryüzünün üzerine çekilmiş gibiydi. ‘Erdal ‘ diye seslendi ‘Erdal oğlum kalk bak kar yağıyor! Erdal?’

Annenin eli oğlunun koluna gitti hafif sarsarak uyandırmak için. Çocuk buz gibiydi. ‘Erdal?’

Erdal’dan ses yoktu. Son nefesini vereli birkaç saat olmuştu. Yılın ilk hayatının son karını görüp gitmişti anlaşılan… Kadının yanağından süzülen yaşlar bir annenin yüreğinin boşalan yerinden geliyordu. Eli oğlunun soğumuş kolunda olduğu yere çöktü. Anladı ki gökyüzü beyazını oğlunun kefeninden almıştı bu gece ve yeryüzü karanlığını bir anne yüreğinin boşalan yerinden…

‘Gördün değil mi oğlum kar yağıyor…’

Eli hala oğlunun kolunda pencereden baktı, yağış durmuştu. Güneş doğuyordu. Tuza henüz doymamış dudaklarından nerden geldiğini bilmediği şu sözler dökülüyordu:

“Ve yırtarak doğar güneş ufuk çizgisini çok ötelerden.
Görürüz biliriz ama ne fayda üşür hala ellerimiz”

Zeynep Sarıkaya

Yorumlar

Yorumunuz