Bilal Can’ın “Heyyale” Şiirinin Tahlili - Betül Tekin
Şiir geleneğimizde isimlerin ya da müstear isimlerin hem şairler hem de şaire ilham olanlar adına kullanıldığı edebî bir gerçekliktir. Özellikle serbest şiir akımlarının oldukça yaygın hale gelmesiyle bu gerçeklik farklı boyutlar da kazanmıştır.
‘Heyyale’ kelimesini bende ilk okuduğumda çağrıştırdığı şekliyle anlamlandıracağım. Şairimizin daha farklı bir muradı olabilir ki: bu durumda tashihlerini bekleriz.
‘Heyyale’ yani hayallerimin rüzgar gülü, öyle ki beni her bir dalında ayrı bir halet-i ruhiyyeye büründüren fidanım. Kısaca hayatım, benim ben olduğum ,’ben’de olduğum uğruna ve düştüğüm yollarına , dönemediğim yollarından.
Temiz bir sayfaya bak ellerinle
Esrik tümcelerin sigarayla meze olması
Buruşturuyor kalemin ucundaki mürekkepleri
Damlalanıyor damıtılmış bir sevdadan
Hayaletini arıyor yere düşen prangalar
Kurşun sesinden ağır bir vebal
Susmak kadar tebessümî bir provadır
Heyyale!!!
Şair, Öznesine temiz bir sayfada görünenden öte var olanları kâl diliyle anlatmaktadır. “Ellerinle sarhoş hale düşen sözler, dumanı efkarımı demleyen sigarama eşlik etmekte ve bu durum mürekkeplerimi bile üzmekte.” Demektedir sitemkârane bir serzenişle. Ve incelenmiş sık dokunmuş bir sevdanın gerisinde kalan, kelimeleri acının tutsağı olmuş bir şair kalemidir artık. Hiç bir söz özgür değildir, şairin değildir aslında. Çünkü her bir söz Heyyale’nin emrindedir, ona tutsaktır hâlâ. Ve susmak en büyük çığlığıdır hüzünlü bir kalbin. Şair bunu açıkça söylemektedir Öznesi’ne .
Duruşu sarktı tarihin
Savaşı kaldı meydanda
Apansız çıkan kınından
Bıçakları biledi göz bebeklerim
Kurşun sesinden ağırdır susuşlarım
Yeni bir başlık
Nasılsın!!!
Heyyale!!!
Tarih artık dik durmamaktadır şairin derununda. Geçmiş eziktir, bükülmüştür beli. Çünkü zafer yoktur ortalıkta, verilen savaşın ani kaçışları sebeptir buna. Cesaretsizlikleri belki de. Ve şair Heyyale’den yana bir serzeniş gizlemektedir satırlara: “Senin cephenden zamansız savunmalar.hayalimi sükuta uğrattı ve artık en yakıcı kurşunla, sessizlikle vuracağım can damarını tarihin ve tarihe senden yana yeni bir sayfa açacağım..artık senle sana dair değil sensizlikle konuşacağım..ilk adım.. Nasılsın?”
Adını doğru düzgün yazamıyorum
Bağışla
Heyyale
Gülümsemelerim yarım kaldı,
Yarım kaldı nişanlarım
Şiirlerim gibi.
Heyyale bir İstanbul fotoğrafı
Su sesinde azize olasın
Martıların çığlığında sultan
Velev ki denizlesin
Dalgalarıyla izleyenim olasın.
Adını yazamamak şair için bir kırılma işaretidir. Ve af dileniyorsa bunun için şair, şiirin hüzün demidir kelimelerle biriktirilen. Gülüşleri eksiktir ve şair kaybını kaderle ilintilemektedir ve : “ben şiirleri yarım kalan bir insanım ki onlar eksikse hayatımı nasıl tamamlarım. İşte onlar gibi sen de yarım kaldın ama, üzgünüm Heyyale. Ama hayatında yarım bıraktığı Öznesi’ni hayallerinde tamamlamaktadır ve şehr-i Güzîn gibi görünür olmasını, su sesi gibi gönle akmasını, martılarla ab-ı hayat sunmasını dilemektedir. Zaten de Heyyale denize uzak değildir ve şair mekansal yakınlıktan yola çıkarak, kalbî bir yakınlığın olasılığını sorgulamaktadır.
Heyyale
Adını düzgünce yazamıyorum bağışla
Kim olsa kaçar bu karanlıktan
Gözlerinde karanlığın bin bir iksiri
Düşlerinde yuvalanmış ölümler
Heyyale
Bağışla beni
Bırakamıyorum seni…
Şair çıkmazlarına bir örnektir bu satırlar şiir ikliminde. Şairimiz yine özürlenmektedir. Bir anlamda memnulaşmış bir haletle. Öyle ümitsiz bir tablo sunmuştur ki şaire, Heyyale’nin gözleri zifir bir gece ve sözleri düşleri delip gerçeğe intikal etmektedir. Ve şair vazgeçememenin ince çizgisinde kendini bıraktığı kadar Onu bırakamadığını kalemine söylettirmektedir.
İsmimin tuvalinde
Yanık durmuş dumandan
Silahtan veballer yansıyınca
Kurşundan ağır heyyale
Sessizliğim gün batımıyla
Eşdeğer bir karanlık
İkaz ettim fenerleri heyyale
Kurşundan ağır sesten uzak
Çığlıklardan günberi
Duam olasın kıpırtısında dudaklarımın
Ülkem olasın fethedemediğim
Düşlerim olasın heyyale!!! Anlıyor musun
Bağışla beni göz bebeğim
Vazgeçemiyorum senden.
İlk satırlarda sözünü ettiği sözsüzlük şairin kalemine dolanmaktadır yine. Şair sözünün tutsaklığının ve kalbinin buna yoldaşlığının, kaderinin de kabullenişi ile gelen esaretini vurgular. Ve esir olmak zindana eştir. Zindan ise ayrılığın temsilcisi , karanlıktır. Mem ile Zin efsanesini hatırlatan bir gönül yanışı hissi bırakmaktadır okuyanın dimağında şair…
Fenerleri ikazı ise Heyyale’nin denize yakınlığı, denize yakışmasını hatırlatır yeniden. Şair sükutunun sarsıcılığı, yakıcılığını ve tehlikelerini ; ömründeki hasarlarından hareketle bildirmektedir. Bir anlamda suçunu ele vermektir şairin yaptığı.çünkü şair en büyük günahı işlemiştir: Unut diyen, unutulmalı diyen bir kalbe verdiği sözü tutamamış, unutamamıştır. Şair fenerlere meydan okurcasına yelkenlerini açmış, gemilerini yakmıştır.
Adını hala yazamıyorum heyyale
Bağışla beni bu ayrılık bana göre değil
Korkutuyor ekmek üzeri salçalı çocukluğumu
Bu hayat böyle tadsız olmaz ki heyyale
Masum bir resim çizdim gözleri mavi
Sana benzedi astım duvarıma
Bağışla beni heyyale hayalinle uyuyorum
Sen bilmiyorsun ama içten içe özlüyorum
Kuşlarla anıyorum,güvercinleri beslerken fısıldıyorum
İsmini heyyale!!! Bağışla beni.
Deliriyorum.Bu ayrılık bana göre değil.
Hâlâ mecalsizdir kalemi şairin ve hâlâ yarı yoldan dönmüş bir mahkumu resmetmektedir dizeler bize . Yaşamı, çocukluğunun güzelliklerini bozmazken, ayrılık dengeleri alt üst etmiştir.Ve çocukluğu hatırına , masumluğu hatırına vuslat dilenmektedir yâr ‘dan .
Ve belki de aşıklığın nasıl olması gerektiğine dair bir örnektir şairin sözleri:” sevgiden de olsa, sen de olsan, senin rızanın olup olmadığını bilmeden hayalini dahi mahzun etmek istemem. Utansada kalbim, zor da olsa dile getirmem, yalan değil özlemle yoldaşım ve hayalinle sevdiceğim.” demektedir. Gözünden dahi sakınmak bu olsa gerektir. Şair artık ayrılığın sanrılı dönemlerine atılan adımları dile getirmekte, delirdiğini söylemektedir.
Kaldırsana başını göremiyorum gözlerini
Gözlerimin içine bak resmini çizeyim istanbulun
Ressamlar kıskansın tuvalimi
Kelime kelime resimleştireyim seni
Bağışla beni ama heyyale
Yüreğimde saklıyorum seni
Sesin hala kulaklarımda
Bağışla beni ama
Bu ayrılık bana göre dğeil
Çıldırıyorum
Şair, ayrılığın mahzunluğu silmesini beklediği Heyyale’den, başını dik tutmasını da beklemektedir. Çünkü önceki mısralarda İstanbul ile özdeş kıldığı Öznesi’ ni yeniden müşahhas hale getirmiş ve artık Ondan bir İstanbul doğurtmak istemiştir. Şairin tuvali beyaz kağıtlardır ve bu bağlamda şiirin başına bir intikal görünmektedir. Sevdanın karası gibi ayrılığın karasına yazılan şiir de başa sarıp durmaktadır şair kaleminde. Ve bu başa sarma durumu şair için bir ayrıcalıktır. Çünkü yare değen her bir kelime tuvalinde şairin bir şeh-i Güzin edasıyla gönüllere taht kuracaktır. Şair devamında dizelerinin mahcubiyetini aynı ölçüde sürdürmektedir. Üzerine ilave ettiği ise ayrılığı kabullenemediğidir ki artık çıldırtan bir satha dayanmıştır firak..”tak etti firak canıma” dizeleri bu satırlarla yeniden hayat bulmaktadır.
Kurşundan ağır bir hüzün bu
Anlıyor sun değil mi heyyale
Şimdi artık gitmeliyim.
Kurşundan ağır hüzün : “Gitme desen de gitmesem, alışamadığım ayrılık bana sıfatlanmasa ve deliliğin sınırlarını zorlamasam.” Kurşunun bir kere vurmaklığına, ayrılığın her gün kalbimi yakışı karşı gelmekte. Ama artık gitmeliyim delirsem de çıldırsam da gitmeliyim.
Desem de ben bile inanamıyorum buna. Şimdi gidiyorum Heyyale, aslında şimdilik gidiyorum. Bekle-me- beni gitmemek için gidiyorum.
***
Güçlü olduğunun izlerini veren mısraları yüklenmiş ve bunda ısrarcı olan bir kalem. Şairimizin yapı noktasında daha anlaşılır bir çizgi belirlemesi ve özgünlüğüne giden yolda şiire biraz yük katan tekrarları hafifletmesini naçizane öneriyorum. Çünkü bilindiği gibi şiir az kelimeyle sayfaları anlatma işi. Ve şairlik aslında gönüllü bir ağır işçilik.
Gecikme için ise ayrıca bir özür borcum var hem site yönetimine ve hem de değerli şairimize. Sürç-i kalem eylediysem affola. Şiirlerin yolu şairlerin gönlü açık olsun.
Betül Tekin
Yorumlar
Yorumunuz
