İnt’İ(harr) Şiiri Mustafa Onur - Betül Tekin
Şiir bilindiği gibi imgelem ve anlam oyunlarını içerir özsel olarak. Bilinen gerçekleri, saklı hayalleri ya da kurguları sıra dışı olmalı olan bir üslup içinde söz ipliğine dizmek şair işidir. Ve nadide inciler üretmek maharettir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki özellikle bizim şiir geleneğimizde geçmişten süregelen bir tercih vardır şairlere sunulan: Şiir için mi yoksa anlam için mi yazılmalıdır şiir? Şairin bu soruya vereceği cevap onun imgelerinin yoğunluğu ve kelime cambazlığını da etkileyecektir ve ağdalı ya da sade bir dil üretecektir şiir içerisinde.
Tüm bunlara ilaveten irdeleyeceğimiz şiir bir direniş esintisi sunmakta okudukça zihnimize . Bu iç direnişi manevi direniş saikleri ve de müşahhas örnekler ile de perçinlemekte şairimiz, şiirinde.
Söz konusu şiirin anahtarıyla başlayalım tahlil ve eleştirimize..
Devamını Oku
Bilal Can’ın “Heyyale” Şiirinin Tahlili - Betül Tekin
Şiir geleneğimizde isimlerin ya da müstear isimlerin hem şairler hem de şaire ilham olanlar adına kullanıldığı edebî bir gerçekliktir. Özellikle serbest şiir akımlarının oldukça yaygın hale gelmesiyle bu gerçeklik farklı boyutlar da kazanmıştır.
‘Heyyale’ kelimesini bende ilk okuduğumda çağrıştırdığı şekliyle anlamlandıracağım. Şairimizin daha farklı bir muradı olabilir ki: bu durumda tashihlerini bekleriz.
‘Heyyale’ yani hayallerimin rüzgar gülü, öyle ki beni her bir dalında ayrı bir halet-i ruhiyyeye büründüren fidanım. Kısaca hayatım, benim ben olduğum ,’ben’de olduğum uğruna ve düştüğüm yollarına , dönemediğim yollarından.
Temiz bir sayfaya bak ellerinle
Esrik tümcelerin sigarayla meze olması
Buruşturuyor kalemin ucundaki mürekkepleri
Damlalanıyor damıtılmış bir sevdadan
Hayaletini arıyor yere düşen prangalar
Kurşun sesinden ağır bir vebal
Susmak kadar tebessümî bir provadır
Heyyale!!!
Devamını Oku
Ölümü Hayata Döndüren Şair: Erdem Bayazıt
Ölüm, ontolojik açıdan hayatın sonlanması, kaçınılmaz olan ve insanlığın başlangıcından beridir önüne geçilememiş bir gerçeklik. Yaşama atılan ilk adımla, kendisiyle beraberliği peşinen kabul ettiğimiz mutlak son, çünkü “ Doğar doğmaz ölmeye başlıyoruz.” Bu denli ölümle birliktelik hissi, onunla mücadele arzusunu da beraberinde getirmiş, eski çağlardan beri ölümsüzlük için formüller araştırılmış ve daha uzun yaşamanın yolları sınanmıştır. Ancak içinde bulunduğumuz post modern çağda dahi, her türlü gelişmeye imza atan insanoğlu, ölüme henüz bir çare bulabilmiş değil.
İnsanı bu denli tedirgin kılan aslında ölümü bilinç sahasında en yoğun şekilde idrak edebilmesi ile ilgili. Çünkü ölümü bilerek yaşayan tek varlık olan insan, kaçınılmaz sona doğru her saniye ilerlemekte:
“Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum.” Devamını Oku
