Tersinden Mektup(son)Hasip Çifçi

Ağustos 23, 2008 · mektup · Yorum Yok 

Tekrar buluşmamak üzere diyor ve son bulduruyorum sözlerim…

Tersinden başlayan bir hayatın son sözleriydi belki de yazdıklarım. Sondan başlayan bir yazının elbet bitmek üzere olur mürekkebi de kaleminin, ama zaman geçer bir film parodisinin tersine sarılımı gibi doluluğa ulaşır kalemdeki mürekkep…

Gönül denilen iki telli çalgının hep bam teline vurur mızrap ve sondan başa akar zaman öyle ki başlangıçtaki sona ulaşır ölümsüz mektuplar…

Kalem son selamını verir ve üç noktalık bir zaman birimine sığdırır yaşanılası onca öyküyü.

Belkide ölümsüz tabuları yıkmak namına başlamıştır tersinden gelen mektuplar. Her düz yazıda, her şiirde ölümsüzleşen aşkı öldürmektir niyetim ya da hiç doğmamasını sağlamak olsa gerek tersinden gelen mektuplar…

Nihayetinde başa ulaştı yazdığım bütün terslikler. Ben ulaştım, aşk ulaştı en başından başladık yaşamaya.

Eldemidir acaba yeniden aşkın doğmamasını sağlamak, başa sararak yeniden kurguladığım gönül filminde yeniden yapılandırdığım yaşam kalelerinin yerle bir olmasını engellemeye yetecekmi çabalayışlarım.

İşte koskoca bir soru işareti beynimin göbek taşında. Yaşananları sildiğim karalama defterinin tertemiz sayfasına aynı cümlelerimi yazacağım yeniden. Yeniden başladığım hayat kavramında daha tecrübeliyim derken yine çelme takan bir Leyla olacakmı ayaklarıma…

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken düşermiyim korkusu Yusuf misali kuyulara, mecnuni ifadelerle bir bedevi timsali düşermiyim çöllere… En azından akıllandığım kesin, boyumdan büyük kelimeleri çıkardım kelamımdan, aşk ta neymiş ya da yanılmam asla demiyor, diyemiyorum…

Aşk sözcüğü daha bi somutlaştı beynimin mantık iradesinde, yaşıyorum o halde aşk gerçek ve kimbilir düşerim belki ansızın bir Leyla’nın tutanaksız göz çemberine…

Ne garip hallerdeyim aslında değil mi?
Doğmasına engel olmaya çalıştığım aşk logaritmasını aklımla gönlüm arasındaki tezat ilişkide nükleer bombardıman oluyor aşkın çilekeş öyküsünde.

Tartışmasız an itibariyle döndüm ben aslında en başa. Kendim yazdım, kendim oynadım ve en sonunda başa sardım oynadığım gönül sinemasındaki hengameli kareleri. Bundan sonra oynayacağım oyunlarda başa dönmek istemiyorum. Üç dakikalık bir kısa filmi geriye sarmak üç yıl alıyor ömrümden bu arada zamanda gidiyor kendi bildiğince…

Geriye kalan birtek selam vermek kaldı yeni başladığım hayata nasılsa devamı gelir mantığıyla aslında akla ve mentığa tamamen zıt kavramların başlangıcından yeniden başlıyorum kalan zamanımın bir noktasından…

Esselam yeni yaşantım…
Esselam yeni aşkım…
Esselam yeni doğmuş umutlarım… Esselam…
Nasılsın?

Tersinden Mektup II-Hasip Çifçi

Ağustos 23, 2008 · mektup · Yorum Yok 

Sen bu mektubu hiç okumasan da olurdu…

Ya da izle ve gör nasıl tersine çevirdiğimi dünyamı. Senden bana arta kalan hasret değilmiydi yoksa ölüm değilmiydi hasretten bile hoş gelen…

Benim sana gümüş bir kafeste sunduğum aşk değilmiydi, nasıl bu kadar değiştik dersin, biz mi değiştik aşkımızın vadesi mi doldu. Aşk bizim değersiz tenlerimiz kadar mı ölümlüydü, yoksa biz öldükte aşkın sayesinde bunca yaşananlar…

Sessiz bir ilkbaharın kuş cıvıltılarını dinlemek kadar güzeldi yaşamak oysa gelmeyeceğini bilerek beklemek ufak bir umutta olsa o umuda sarılıp uyuyabilmek… Seslerimiz buluştuğunda bile bir volkan kopardı yüreklerimizde ama şimdi bir yüreğim varmı onu bile bilmiyorum…

Ben ıssız çöllerin mecnuni aşığı, sen erişilmezim Leyla’mdın gelmesen de seni bekleyebilmek, bir açın bir lokma ekmeğe sarıldığı gibi umuda sarılabilmek bile güzeldi.

Şimdi ben zamanı tersinden yaşayan bir divane, sen zaman mezarlığına gömdüğüm ilk sevdasın.

Biçare olduğum kadar nasevda artık yüreğim, beni bana unutturan yüreğim…

İyisin zamansız sevgilim iyisin…

Vesselam…

Tersinden Mektup-I- Hasip Çifçi

Ağustos 23, 2008 · mektup · Yorum Yok 

Selam ve dua ile son veriyorum sözlerime…

Artık susuyorum senli sensiz her günüme kalemim mah sunileşti onca zamandır gönlüm firari kim bilir hangi zamanda ya geleceği yazdı ya da geçmişte kaldı sonsuzluk mekânında…

Sevdalar son buldu gönlümün volkanında yandı söndü belki de öldü, kesin olan bir şey varsa zamanımı parçalara böldü. Ölümün rengini beyazlara boyadı yaşantı yelkenlerim siyahı buldu.

Bir uçurumun kenarıydı, ölüm gözlerimden düştü, düşlerim hayallerime düştü. Tek kaldım yalnızlığa bile inat. Yalnızlık ağladı hasretimden herkesi buldu da beni göremedi saflarında.

Bir başlangıcın sonlarına doğruydu her şey kötüleşmişti sonra başa döndü dünya. Son buldu tüm efsunu aşkımın. Yazdığım onca söze rağmen di yaşantımdaki sorgular. Ya ölüme rağmendi yaşananlar ya da yaşamaya rağmendi.

Sonucunda bir ölüm başlangıcında bir ölüm.

Madem yaşıyoruz hayatı tersine o halde yaşansın aşkım tersine. Ayrılıktan sonra her gün bir buluşma ve her gün ilk defa tanışıyormuşçasına heyecanla çarpsın kalbim.

Ve dursun aşkımın zirveye ulaştığı anda zamanım.

Umarım onca zorluğa rağmen yaşamaya devam eder bütün terslikler…

Nasılsın dünya?
Es-Selam’ı aleyküm…

Mektup-Nakkaş

Ağustos 23, 2008 · mektup · Yorum Yok 

Sur/duvar
Aradaki dağa rağmen ikiside şehre yar…

Sen…
Ve belkide ben.
Sustu kalbimiz.
Susuşlarımız,yani biz.
Serseri bir rüyada asılı kaldı
Gözlerinde yosun tutan aşkı bırak.
Yeter ki…
Ezel ve ebed çekme üstümden acını

Aşk yada rüzgar
Bütün kelimelerin ortak anlamı
Belkide yine biz/Yusuf’u tanıyan,dipsiz kuyuların hükümdarı
….
Leyla’nın günahını alır üstüne,kalemimden düşen kor
Esmer gecenin koynunda,hüzünleri yağmalarım gözlerden.
İnan…
Kimse hak etmedi benim kadar,
Bileylenmiş satırlardan dökülen kahırları

İsyanım boşa değil/…de bana
Kim bakar üstümüzde yamalı duran aşka?
Kim diker Nil’e Asiye’nin yüzünü?
Elleri kanamadan,
Tufan artığı bir çift üveyiği kim tutar?

İşte bu yüzden,
Yalın ayak koştuk ebrehe’nin peşinden
İşte bu yüzden,ebabil’e denk gelen yüreğimiz
Mürekkeptendi kıyısında durduğumuz deniz
….
Kapatınca gözlerini kelebekler
Günaha bulandı dünya
Kirlenmiş ruhuyla,bütün Mecnun’ları aldattı Leyla
Dudağındaki gülüşü,kimbilir hangi düşten peydahladı
Destan olursa eğer,
Erir sandı bütün korkuları,telaşları
Sabah olmadan efsuna boyadı kaldırımları
Gecenin karanlığına sığındı,aşktan yoksun şarkılar
….
Bu şiirde yok demiştim,
Ölümün tutkulu sesi.
Ama işte/tam burda
En anlamsız durakta,masalları unutup
Dibine kadar yenilmiş tırnaklarımı,
Vaktinden önce ak düşmüş saçlarımı toprağa salmalıyım.

Büyüdüm…
Susmalıyım.

Ama yinede bir uçurtma yap sen,benim için.
Bilyelerini birktir kadife kesesinde.
Belki birgün/birgün belki…

Dört Nala Koşar Gibi Kaçıyorum İçinden - Esra Şen

Ağustos 12, 2008 · mektup · Yorum Yok 


gün batımı
can’ı can’dan çok can bilen bir can’ı can’sız yaşamanın cansız tükenişini takınıyorum kaç zamandır ruhuma…
ne Romeo-Juliet gibi ithal; ne Leyla-Mecnun gibi ihraç hisler var heybemde…
mutlu olmak için hüzünlenen; hüzünlendiği için ağlayan; ağladığı için daha çok ağlayan elma şekersiz çocuk işte yüreğim…

Ah zerdüşt yüreğim…
Devamını Oku

“Babama” - Esra Şen

Temmuz 14, 2008 · mektup · Yorum Yok 

”Babam”a…

Kar / Soğuk / Hüzün…
Eteğimdeki çamurlar
Ve Kürek sesleri…
Ah İstanbul içim seni bu kadar terketmeyi hiç istemedi…

(Kar)

Kar yağmaya başladı…
Ben karını babamın görmediği bir kış yaşamadım hiç…Belki bir dahaki yıl ve bir sonraki ama bu yıl ölüm kadar beyaz o soğuğu kuşanmadan gitmedi…

Yollarını gözlediğim ilk adam,
Dönüşlerine saat tuttuğum…
Bu yorucu ve hüzün dolu mevsimin güçlü kardeleni olmayı seçti yine…
Devamını Oku