Kelimelerim Ölümü Anlatamaz - Adem Muharrem Dönmez
Aşk adına yazılar yazmak kolaydır, her kelime sevgi yüklenecek hallere girmeğe can atar ama ölümü anlatmak zordur. Anlamak istemez herkes bu gerçeği ve kelimeler birbiri ardına kaçar, bir bakarsın hiç bir şey kalmamıştır elinde. Yazacak harf dahi bulamazsın… Elif dersin be gelmez, ilk dersin sonu çıkmaz anlatamazsın ölümü, acıyı paylaşamazsın. Dilinin çarklarında bir eksik oluşur, hikayenin kahramanını uzak diyarlara göndermişsindir yeni kahraman bulamazsın. Ölüm soğuktur, ölüm yalnızlıktır, ölüm kavuşmaktır. Bu hayatın anlamıdır bir diğer ifade ile, hayatın değişmez gerçeği, son dönemeci…
Kelimelerimi buraya dizip ölümü anlatmak adına neler vermezdim ki, ama hayır bunu yapamam birkaç kırık dökük derme çatma kelime ile anlatamam ölümü. Benim cümlelerim kırık kanatlı, benim harflerim eksik. Keşke yapabilse idim bunu, bu anında gecenin, bu gözyaşlarını mürekkep yaparak kalemime, yapamıyorum fakat olmuyor, olmuyor ölümü anlatamıyorum. İçimde volkanlar patlıyor ama bunu kimse duymuyor. Bir ben varım geceye şahit, bir ölüm var hayata gösterge.
Yırtıp attığım sayfaların adedini defterimin son sayfasına yazdığım için anlıyorum, fakat ölümü anlatamadım, ölüme hazır olamadım…
Adem Muharrem Dönmez
Filistin’i Yaşamak - Esra Şen
Hayat Filistin’le akar yakamdan yakana/ölüm rutin o sokaklarda… “tek şey bilirim! zulme sesini yükseltebiliyorsa kişi insandır… yoksa değil… değil…
Bilinçlenme yaşı vardır ya insanın, irkilir, çarpılır, yada “titrer ve kendine gelir” işte öyle bir an…
Yaş dokuz civarı, televizyon açık… Onlarca polis ve asker kılıklı adam birkaç genci sıkıştırmışlar, taşlarla başlarını ve kollarını eziyorlar…
Ortada korkunç bir tablo var, ve hala o kare gözlerimin önünde…
insanın duyguları daha bilinçlenmeden, o duyguların en başına “acı ve nefret” i yerleştirmek ne demek bunu anladım Filistin sokaklarında…
Hani eliyle düzeltmeli insan haksızlığı/yada diliyle/yada kalbiyle buğzetmeli…
işte sadece bu üçüncüyü yapabilmenin aczi yaralıyor beynimi, yüreğimi…
Televizyondan nefret ettim o günden beri… Devamını Oku
Ölümü Hayata Döndüren Şair: Erdem Bayazıt
Ölüm, ontolojik açıdan hayatın sonlanması, kaçınılmaz olan ve insanlığın başlangıcından beridir önüne geçilememiş bir gerçeklik. Yaşama atılan ilk adımla, kendisiyle beraberliği peşinen kabul ettiğimiz mutlak son, çünkü “ Doğar doğmaz ölmeye başlıyoruz.” Bu denli ölümle birliktelik hissi, onunla mücadele arzusunu da beraberinde getirmiş, eski çağlardan beri ölümsüzlük için formüller araştırılmış ve daha uzun yaşamanın yolları sınanmıştır. Ancak içinde bulunduğumuz post modern çağda dahi, her türlü gelişmeye imza atan insanoğlu, ölüme henüz bir çare bulabilmiş değil.
İnsanı bu denli tedirgin kılan aslında ölümü bilinç sahasında en yoğun şekilde idrak edebilmesi ile ilgili. Çünkü ölümü bilerek yaşayan tek varlık olan insan, kaçınılmaz sona doğru her saniye ilerlemekte:
“Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum.” Devamını Oku
Aşktır ki, Gerisi Vesairedir - İskender Pala
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır
Fuzuli
Sevgili!..
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Devamını Oku
hadi bana yalanlar yaz - ahmet savaş
Hadi bana bir mektup yaz..
Mahsus selam et bütün arkadaşlarımdan..
Bana burada yaramaz havadis yok yalanları yaz..
Çocuklar iyiler büyüyorlar de.. Evdeki çocuklar gibi sokaklarda yatan çocuklar da iyi, onları kimse horlamıyor, bankamatiklerde yatmıyor, büfelerden ve insanlardan yiyecek dilenmiyorlar de..
Buralarda hiç bir şey değişmedi, her şey bıraktığın gibi duruyor de..Herkes hasret ile seni soruyor, çocukluğunda top oynarken camını defalarca kırdığın yaşlı komşumuzun gözleri bile senin adın geçince dolu dolu oluyor de.. Komşular birbirleri ile akraba gibi, hastalanan komşusuna kapı komşusu sıcak çorba taşıyor hala de mesela.. Devamını Oku
ben sustum, sen söyle sensizliğimi - senai demirci
Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.
Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen? Devamını Oku
Türkiye’nin Batı ile “görücü usulü” yapılmış evliliği - ibrahim paşalı
Gece yarısı biten kitaplar vardır. Yeni okuyucular bilmelidir ki, kitaplar, gecelerden kısadır. Pencereden sokağı seyrederken, az önce kitabını bitirdiğiniz yazarın nerede, ne halde olduğunu düşünürsünüz.
Belki o da uyumuyordur? Sokak lambasının cılız ışığı, kestane ağacının yapraklarının arasından, perdenin kenarından, karanlık odadaki eşyaların bir kenarında kıvrılmış uyuyor gibidir. Rüzgar, onun nefesidir. Odada volta atmak, dolabı karıştırmak nafile. Rasgele ansiklopedi maddeleri okumak da…
Tersten okumaya çalışırsak: Eşya, düşüncenin katı halidir. Türkiye’de düşünce dünyasındaki hareketsizliği, hareket alanındaki darlığı ve katılığı, eşya zenginliği ile izah etmek, en kestirme yol olacaktır. Bu kestirme yoldan nereye varacağız, karşımıza ne çıkacak? Hayatındaki teknoloji harikası eşyalara küfredildiğini zannederek, istihza ile bize ne kadar düşüncesiz olduğumuzu anlatanlar, karşılayacak bizi. Modern zamanlarda “düşüncesiz”, eşyasız demektir. Devamını Oku
Avrupa Birliği’ne veda, Ingrid Bergman’a elveda ve İstanbul’a merhaba - ibrahim paşalı
Kamera karşısında boş ellerini kullanmayı beceremediği için eline sigara aldığını, sigaraya öyle başladığını duymuştum bir zamanlar. Bu doğru mudur, bilmiyorum. Ama ne zaman ellerimi koyacak bir yer bulamasam, daha önce iki kere olduğu gibi doktor akciğer filmimi inceleyip “Sigarayı bırakmalısınız!” dediğinde (oysa hiç sigara içmedim!) veya Avrupa Birliği tartışmalarına şahit olsam hep o gelir aklıma.
Kibirli görünmek istemedim için elimi cebime koymadığım her konuşmada söze onunla başladım:
-“Siz hani şu “Casablanca” filminin başrol oyuncusu olan Humprhey Bogart’ın sigaraya nasıl başladığını bilir misiniz?”
Bugün elim cebimde şunu sormak istiyorum: Türkiye’de Batılılaşma sevdası nasıl başladı, bilir misiniz? Türkiye ellerini dünya sahnesinde kullanamadığını fark edince, çözüm olur umuduyla sarıldı bu merete. Avrupa Birliği tiryakiliği, bizim ellerimizi çözdüğümüz, elimizdekileri yitirdiğimiz günlerin ürünüdür. Üstü açık bir araba, yan koltukta Ingrid Bergman gibi güzel bir kadın, iki katlı müstakil bir ev, Pazar sabahları kapıda hazır bekleyen gazete ve süt… Devamını Oku
Peygamberlerin sözleri ve sevgililerimizin gözleri - ibrahim paşalı
İslâmcılık üzerine yazılar yazmak, doktorculuk oynamaya benzer. Doktor olur, istediklerinizi hasta, gözünüze kestirdiklerinizi hemşire yapar, bol bol reçete yazabilirsiniz. Bunun içindir ki, bu yazılar, bazen azalsa da, çocukluğunu özleyenlerin çok olması yüzünden hiç eksik olmaz basınımızdan. Bu yazılarda başörtülü babaannelerinden, müftü olan dedelerinden, çocukluk hatıralarından bahsedenler çoktur. Ve denilebilir ki Türk aydınının en çocuksu yazıları, İslâm ile ilgili olanlarıdır. Ancak bir çocuğun yapabileceği izahlar ve yanlışlar sıklıkla kendini gösterir bu yazılarda.
Çocuksu yazılardır bunlar, ama yazılanlar masum şeyler değildir. Çocukluğun saflığına geri dönmeyi engelleyen nedir? Bunun ipuçlarını bulabileceğim umuduyla ben de İslâm hakkında değil, bu yazılar hakkında yazmak istedim. Bu insanlar ne yer ne içerler, ortalama ömürleri ne kadardır, hangi iklimlerde yetişirler, nasıl ürerler vs. Bu sıralar bunu araştırmakla meşgulüm. İnsan yaşıyorsa, görevi bitmemiş demektir. Burada yaşıyorsam, burada görevim bitmemiş demektir. Bana kalsaydı şu anda Kudüs-Beyrut hattında bir taksi dolmuşta, her an bir bombayla ölebileceğim ihtimalinin verdiği dikkatle ve yoğun duygularla Feyruz dinlemeyi, sevgilimin/helalimin ellerini bir kutsal kitap gibi tutmayı tercih ederdim. Ama buradayım ne yazık ki. Öyleyse yazıyı dağıtmadan görevimize dönelim. Belki bu yazının mükafatı olarak yaşarım bunları. Devamını Oku
kirpiklerime kırlangıçlar konuyor - tarık tufan
KİRPİKLERİME KIRLANGIÇLAR KONUYOR
Tarık TUFAN - Ve Sen Kuş olur Gidersin sf.65
Günün ilk ışıkları yüzüme çarptığında, bütün bir gece boyunca etrafa dağılmış bir kalbi nasıl toparlayacağımı düşünmeye başladım. Yavaşça yatağımdan kalkıp banyoya girdim. Aynaya bakmadan yüzümü yıkadım ve havluyla kuruladıktan sonra aynadaki yüzümle gözgöze geldim. Oldukça değiştiğimi fark ediyordum. Gözlerimde yuva yapan kırlangıçlar uzun zaman önce uçup bir daha da geri dönmemişlerdi. Onların kanat çırpmaları olmayınca, gözlerim ölü evinin sessizliğine bürünüyordu.
Kirpiklerime konan kuşlar olmayınca bakışlarımdaki ifade de ortadan kayboluyordu. Böyle zamanlarda konuştuğum insanlar kendilerini dinlediğimden bir türlü emin olamıyorlardı. Haklılık payları vardı. Hatta daha doğrusu dinlemiyordum.
Birini can kulağıyla dinlemeyeli çok uzun zaman olmuştu. İnsanlar konuştuğunda ta uzaklarda yaralı bir kırlangıç arkadaşlarının bir çoğunun öldüğünü ve benim kalanlara yardım etmem gerektiğini bağırıp duruyordu. Sonra kanatlarından süzülen kana rağmen, kısa uçuşlarla gözden kayboluyordu. Ben nerede olduklarını soramıyordum bile. Devamını Oku
Seni Seviyorum - Tarık Tufan
“Martılar ismini gelir fısıldar,
sahilde sessizlik seninle ağlar.
Her tarafta senden hatıra var,
baktığım, gördüğüm, duyduğum sensin.”
Müslüm Gürses
Seni seviyorum!
Okulun koridorlarında yürürken başını yerden kaldırmamanı seviyorum. Ürkek adımlarla dolaşmanı, her an başına bir kötülük gelecekmişçesine tedirginlikle yürüyüşlerini. Öğrenci eylemleri başladığında gözlerine biriken korkuyu. İki kızın dışında arkadaş edinememeni seviyorum.
Ablalarına olan saflık derecesindeki bağlılığını seviyorum. Kendi ayaklarının üzerinde kaldığında düşme korkunu. Erkeğinin sana sahip çıkması gerekliliğine ilişkin düşüncelerini. Derslerin bittiğinde kantine takılmayışını. Annenle babana, hayatın boyunca yalan söylemeye cesaret edemeyişini ya da aklına bile gelmemesini seviyorum. Devamını Oku
Lâl Olan Nasıl Konuşsun Ki

Yazan: Araf
Şiir: Lâl Olan Nasıl Konuşsun ki…
ayşe coşar - seni hep içimde saklamalıydım

bilal can - heyyale

gülnisa - ellerim gül kokar mı annem

nakkaş - bağdat tutuşur

rabia çelik - çünkü ben anneyim

nakkaş - bitti

Pusu Dağı - Nevim Karahan
sabri ünal - söyle bulunur mu

tuba erdem - düş tuvali

yağmur su - ağıtı yaralı

yağmur su - sevemem bir daha

yolcu - temenni

enes durmaz - olmadı

nakkaş - sürgünün leylasına

yağmur su - yine seninle

abdulsamet kılınç - söyleyemem aşkımı dil ortak olur

İsmet Özel - Vakti Duymak

Nuri Pakdil - Militan

NFK - Beyitler

Şarkılar Öğreneceğim

Şair: Yüksel Güngör
Şiir: Şarkılar Öğreneceğim
betül tekin - hediyemdir yangınım

musab - akdüşen yüreyime…

seher ortaöner - en nihayetinde

Gülnisa - Bir Not Düş Hayata

abdulsamet kılınç - ne zaman

betül tekin - hediyemdir yangınım

Ebruzen - Gözlerdeki İntihar

hasip çifci - Yahut…

